BOZGUN


Zaman, avucumda sert bir halat gibi kanata kanata inceliyor.

Irmağına dökülüyor parçaları,
Bir sonsuzluk dehlizinden.
Bir ana, göğsüne bastırıyor “kadersizim” diye yavrusunu.
Atlar, dörtnala.
Nereye diye soruyorum.
Nereye ey içimin katran katran dökülen siyahı?
Nereye gidiyorsun beni karanlığa bırakıp?

Bozkıra sürülüyor tüm yokuşlarım.

Nefeslerimi alıkoyan iki haydut,
Dahasın istiyor canımdan.
Aynı bozkır yokuşunda geçmişim canımdan…

Ben,  yedisinde ensesi kararmış bir küçük oğlanın;

Yere çarptığı her oyuncakta irkiliyorum.
Her hıçkırıkta süvariler görünüyor dağın karşı ucundan,
Gözlerim, gözlerine.
Dağın karşı ucundan.

Biz…

Hangi yakıcı sıcaktan sakındıysak gövdemizi,
Aynı cehenneme dayadık sırtımızı.
Kâbuslar dolandı ayaklarımıza.
Şimdi içimin harlı odalarının kapısı
Parmaklarımın ucunda kıpırdıyor,
Bu çekilmez öfke, bu zapt edilmez çırpınış
Yalnız parmaklarımın ucunda diniyor.
Diniyor içimdeki bu avare başkaldırış.

Yaklaşıyorum yanına, benzi saman sarısı yavrunun.

Ellerim geziniyor, küskün bedeninde.
Bir nefeslik canımı ona vereyim diyorum,
Fakat;
İki haydut düşmüş peşime.
İkisinin de düşmüşüm eline.
Kalmamış canım ve gayrısı.
İREM KILIÇ


Yorumlar